Burun estetiği ameliyatına ilişkin bir malpraktis olgusu

Yargıtay 15. Hukuk Dairesi estetik ameliyatlarla ilgili tazminat davasında önemli bir karar daha verdi. Yazımızda bu olgu hakkında bazı bilgiler vererek konuya ilişkin bazı değerlendirmelerde bulunacağız.

Bu olguda davacı hasta 2011 yılında özel bir tıp merkezine başvurmuş ve burada hastaya estetik cerrah tarafından meme ve burun estetiği (rinoplasti) ile septum deviasyonu ameliyatı uygulanmıştır. Hastadan alınan toplam ameliyat ücreti 7500 TL'dir. Ancak hasta (davacı), ameliyat sonrasında, burnunun şeklinde bozulma meydana geldiğini, ameliyatı tatbik eden hekime durumu bildirmesine karşın sonuç alamadığını ve doktoru ile elektronik posta yazışmalarında doktorunun hatasını kabul ettiğini iddia etmektedir. Davacı, mahkemeye müracaat etmeden önce hekimden ameliyat bedelinin iadesini istemiş, doktor tarafından kendisine 2.000,00 TL iade edilmiştir. Ancak hasta iade edilen bedeli yetersiz bularak dava açmıştır. Davada, hastanın burnunda meydana gelen şekil bozukluğu ve çökmenin giderilmesi için iki kez ameliyat olması gerektiğinden bahisle maddi ve manevi tazminat isteğinde bulunulmuştur.

HEKİMİN SAVUNMASI

Hekimin avukatı ise mahkemeye sunduğu savunmada, hastanın "meme estetiği, burnunda hava yolu açma ve burun estetiği" ameliyatları olduğunu ve hekimin hastasından toplamda 7.500 TL aldığını, ancak burun estetiği ameliyatının bedelinin 2.000,00 TL olduğunu söylemiştir. Savunmada, hastanın ameliyat sonrasındaki süreçte yaptırması gerekli kontrolleri yaptırmadığı, hastanın ilk şikayetinin ameliyattan 9 ay sonra elektronik posta yoluyla hekime bildirildiği, hekimin hastasına ulaşmaya çalıştığı ve burnun görüntüsünü düzeltebileceğini belirtmesine rağmen hastanın bu öneriyi kabul etmeyip bedelin iadesini istediği beyan edilmiştir. Savunma dilekçesinde sonuç olarak hekimin kusurlu olmadığı savunulmuştur.

ADLİ TIP RAPORU

Yargılama sırasında alınan Adli Tıp Kurumu'nun raporunda, septum deviasyonu nedeniyle yapılan ameliyatın cerrahi normlara uygun olduğu, bununla birlikte hastanın ameliyat sonrasında burnunda şekil bozukluğu ve çökme yakınmasının bulunduğu tespitinde bulunulmuştur. Adli Tıp Kurumu raporunda, hastada ortaya çıkan sonuç, özen ve dikkate rağmen kusur izafe edilemeyen bir komplikasyon olarak değerlendirilmiş ve bu durumun yapılacak sekonder rinoplasti girişimi ile düzeltilebileceği bildirilmiş, sonuçta hekime atfedilecek ihmal ya da kusur bulunmadığı belirtilmiştir.

YEREL MAHKEME KARARI

Yapılan yargılama sonucunda mahkemece, hekime yöneltilecek bir kusur bulunmadığı, hastanın ameliyat bedelinin iadesi ve yeniden ameliyat parasının tahsiline yönelik talebinin yerinde olmadığı sonucuna varılarak hastanın maddi tazminat istemi reddedilmiştir.

Ancak aynı mahkeme hastanın burun sırtında bir çökmenin meydana geldiği, şekil bozukluğunun oluştuğu ve eser sahibi olarak davalı doktorun hastanın istediğini yapma sözü verdiğinden bahisle, ikinci girişime katlanmak zorunda kalan davacı için 5.000,00 TL manevi tazminat ödenmesi gerektiğine hükmedilmiştir.

Bu olguda yer verilen hüküm hem hasta hem de hekim tarafından temyiz edilmiş ve olay Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin önüne gelmiştir.

TEMYİZ İNCELEMESİ

Bu olguda Yüksek Mahkeme önceki yerleşik içtihatlarında olduğu gibi hekim ile hastası arasında eser sözleşmesinin kurulduğunu kabul etmiştir. İncelemede hastanın meme estetiği ile ilgili bir şikayeti ve talebi olmadığından bu konu değerlendirme dışı bırakılmıştır. Yargıtay değerlendirmesinde, eser sözleşmesinin, niteliği gereği iki tarafa borç yükleyen bir sözleşme türü olduğunun altı çizilmiştir. Yüksek Mahkeme, rinoplasti ameliyatı ile ortaya çıkarılacak eserde, hastanın borcunun ameliyat bedelinin ödenmesi, hekimin borcunun ise hastanın ameliyat olma amacına uygun, bilim ve sanata uygun "imal ve teslim" yükümlülüğü olduğu belirtilmiştir.

Yüksek Mahkeme gerekçesinde, estetik operasyonlarda da estetik operasyonu yapan doktorun edimini hastanın ameliyat olma amacı ve isteğine uygun şekilde yerine getirmesinin zorunlu olduğuna karar verilmiştir. Gerekçede hastanın burnundaki şekil bozukluğu tıbben komplikasyon olarak tanımlanmakla birlikte eser sözleşmesinin niteliği gereği hekimin sonucu garanti etmesi gerektiği kabul edilmiştir. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, bunun gereği olarak hastanın burnundaki şekil bozukluğunun ikinci bir operasyonla düzeltilmesinin lazım geldiği hususu gözetilerek, hastanın yeniden ameliyat olması nedeniyle tediye ettiği bedelin de kendisine ödenmesi gerektiğine hükmetmiştir.

Somut olguda Adli Tıp Kurumu tarafından hekime atfedilecek ihmal ya da kusur bulunmadığı belirtilmesine karşın, Yüksek Mahkeme hekimin eserini (burnun güzel görünüm kazanması) sözleşmeye uygun bir olarak meydana getirmediği kabul edilmiş fakat kararda Adli Tıp Kurumu raporunda ifade edilenin aksine bir kusur tartışmasına girilmemiştir. Ancak Yüksek Mahkeme hekimin sorumluluğu yoluna gittiği için Mahkemenin kusurun varlığını kabul ettiği sonucuna varmak yanlış olmayacaktır. Ancak Adli Tıp raporuna rağmen bu sonuca nasıl ulaşıldığı kararda izah edilmemiştir.

Eser sözleşmesinde hekimin sorumluluğunun oluşması için aynı zamanda ortaya konulan eserin, yani burnun güzel bir görünüm kazanması olgusunun ayıplı olmaması gerekir. Burada ayıp kavramından ne anlaşılması gerektiğinin tespiti önem kazanmaktadır. Hastanın ortaya çıkan eseri beğenmemesi her durumda ayıp kavramına dahil edilemez. Çoğunlukla estetik ameliyatlarda taraflar somut bir anlaşma yapmazlar. Bu nedenle ayıplı eserin varlığının kabulünde nesnel bir ölçü geliştirmek ihtiyacı bulunmaktadır. Bu hususta hastanın dürüstlük ilkesine göre nasıl bir eser beklemekte haklı sayılabileceği ölçüsü esas alınarak çözüme varılacaktır.