Hukuksal boyutları ile özellikli tıbbi müdahaleler

Tıp uygulamalarındaki gelişmelerle birlikte geleneksel tıbbi uygulamaların yanı sıra çok çeşitli tıbbi müdahale biçimleri de ortaya çıktı. Bu yazımızda gebeliğin sonlandırılması, cinsiyet değiştirme, sterilizasyon, üremeye yardımcı yöntemlerin uygulanması gibi özellikli tıbbi müdahalelerin tabi olduğu hukuksal düzenlemeler konusu ele alınmıştır.

1. Gebeliğin Sonlandırılması

1.1.Genel Olarak

Gebeliğin sonlandırılması hukuki, etik, felsefi, dinsel ve tıbbi boyutları ile tartışılan bir meseledir. Tartışmanın bir yanında kadınların kendi bedenleri üzerinde tasarruf etme hakları ve özgürlüklerini savunanlar diğer tarafında ise hayatın doğumla değil döllenme ile başlayacağı ve bu sebeple ceninin yaşam hakkının olduğunu savunanlar bulunmaktadır. Tartışmanın esası etik ve felsefidir. Kanun koyucu nasıl bir hukuk politikası tercih ederse hukuk da buna göre şekillenecektir. Özetle tartışmayı sonlandıracak sihirli bir çözüm yoktur. Belki de bu tartışma hiç bitmeyecektir.

Türkiye’de kürtaj ya da gebeliğin sonlandırılması hakkına ilişkin Anayasa düzeyinde bir kural bulunmamaktadır. Kimi ülkelerde bu konuda getirilmiş anayasal kurallara rastlanmaktadır. Diğer yandan tespit edebildiğimiz kadarı ile kürtaj ya da gebeliğin sonlandırılması meselesi bir dava sebebiyle Anayasa Mahkemesi’nin önüne de gelmemiştir. Bu açıdan Yüksek Mahkemenin soruna nasıl baktığına ilişkin olarak elimizde bir veri de bulunmamaktadır.

Ülkemizde gebeliğin sonlandırılması konusu ilk kez 1983 yılında çıkarılan Nüfus Planlaması Hakkında Kanun’da düzenlenmiştir. Esas olarak kürtaj ve kısırlaştırmanın hukuki yönlerinin düzenlendiği bir kanunun adının da içeriğine uygun olması gerekirdi. Kişi hakları ve özgürlükler alanının son derece hassas öneme sahip olan bir sorununun nüfus planlaması gibi farklı ve ilgisiz bir perspektiften ele alınması, en azından böyle adlandırılması, kanun yapma tekniği bakımından eleştirilmesi gereken bir durumdur.

Yine ülkemizde gebeliğin sonlandırılması alanında çıkarılmış bir de tüzük bulunmaktadır. Tüzüğün uzun adı Rahim Tahliyesi ve Sterilizasyon Hizmetlerinin Yürütülmesi ve Denetlenmesine İlişkin Tüzük’tür. Tüzük, Nüfus Planlaması Hakkında Kanun’a dayanarak Bakanlar Kurulunca çıkarılmıştır.

Kanun ve Tüzükle getirilen kuralların, özellikle kürtaj söz konusu olduğunda, eksiksiz uygulandığını söylemek güçtür. Basın yayın organlarında zaman zaman yasadışı kürtaj olgularına ilişkin haberlere rastlanmaktadır. Ancak bunların gerçekte yapılanların küçük bir kısmını teşkil ettiği düşünülmektedir.

Nüfus Planlaması Hakkında Kanun’da gebeliğin sonlandırılmasının yasal şartları belirlenmiş ve Kanunun hükümlerine aykırı davranışlar için ne tür yaptırımların uygulanacağı gösterilmiştir. Türk Ceza Kanunu’nun 99 uncu maddesinde “çocuk düşürtme suçu” düzenlenirken de genel çizgileriyle  Nüfus Planlaması Hakkında Kanun’daki düzenlemeler göz önüne alınmıştır.

1.2. Rızası Olmaksızın Bir Kadının Çocuğunun Düşürtülmesi

Anayasaya göre, tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; kişiler rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz (m.17). Ancak Anayasanın bu hükmü yeterince açık değildir. Madde metninden tıbbi zorunluluk halinde vücut bütünlüğünün ihlal edilebileceği anlamı çıkmaktadır. Ancak burada kastedilen sadece tıbbi müdahaleler için vücut dokunulmazlığının ihlal edilebileceğidir.

Diğer yandan Anayasanın bu hükmünde, vücut bütünlüğü üzerinde sadece tıbbi müdahalede bulunulurken bu müdahalenin kişilerin rızasıyla olacağı açıkça ifade edilmemiştir. Aslında meselenin en can alıcı noktası da burasıdır. Keza bir tıbbi müdahalenin bütün koşulları oluşsa bile, diğer bir anlatımla bir tıbbi müdahale gerekli ve hatta zorunlu olsa bile, ilgili kişinin rızası yoksa bu müdahale yapılamaz. Müdahalenin kişinin yararına olması da sonucu değiştirmez. Hatta bu müdahale kişinin hayatının kurtarılması için elzem olsa bile durum değişmez.

Bu husus 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’da da düzenlenmiştir. Adı geçen Kanuna göre hekimler ve dişhekimleri yapacakları her türden işlem için hastanın, hasta küçük veya kısıtlı ise veli veya vasisinin öncelikle muvafakatini almalıdır (m.70). Aynı Kanunda bu zorunluluğa uymayanlar için idari para cezası  verilmesi öngörülmüştür (m. 70/I son).

Örneğin bir cerrahi polikliniğine gelen hastada bir yara tespit edilmiş ve hekim tarafından hastaya danışmadan ve muvafakati alınmadan cerrahi olarak yaraya müdahale edilmiş ve hasta da tamamen bilime uygun ve başarılı bir müdahaleden sonra uygun zaman içinde tedavi edilmiş olsun. Bu ihtimalde hasta daha sonradan şikayetçi olursa hekime o yerin en büyük mülki amirince idari para cezası verilecektir. Bu olguda taksirle ya da kasten yaralama suçunun unsurları oluşmadığı gibi zarar da meydana gelmemiştir.. Ancak hekimin hastanın muvafakatini almamış olması bakımından davranış hukuka aykırıdır ve hekim bu nedenle idari para cezası ile tecziye edilmektedir.

Buna karşılık bir gebeliğe müdahale söz konusu olduğunda durum değişecektir. Zira gebelik bir hastalık değildir. Bu sebeple rıza olmaksızın gebeliğin sonlandırılması yukarıdaki örneğe benzememektedir. Bu nedenle Türk Ceza Kanunu’nda, yetkili hekimlerin rıza olmaksızın gebe bir kadının çocuğunu düşürtmesi oldukça ağır bir suç olarak tanımlanmıştır ( m.99/I). Yukarıdaki örnekte ilgili hekime sadece idari para cezası verilmekteyken, rızası olmaksızın gebe kadının çocuğunun düşürtülmesi suçunda beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilmesi öngörülmüştür. Kuşkusuz bu ceza sadece sağlık görevlileri için getirilmemiştir. Gebe bir kadının rızasına aykırı bir biçimde çocuğunu düşürten herkes örneğin evlilik birliği olsun ya da olmasın biyolojik babanın ya da başka bir kişinin bu fiili gerçekleştirmesi halinde de aynı ceza verilecektir.

Rıza olmaksızın çocuk düşürtme suçu taksirle öldürme suçundan daha ağır bir suçtur. Kanun koyucu çeşitli sosyal sebeplerle bu fiilin ağır bir biçimde cezalandırılmasını öngörmüştür. Bir kadının rızası hilafına çocuğunun düşürtülmesi fiilinin neticesinde,  kadının, beden veya ruh sağlığı bakımından bir zarara uğraması veya ölümü ağırlaştırıcı sebep teşkil etmektedir. Bu neticelerin oluşması durumunda çocuk düşürten kişi çok daha ağır bir cezaya çarptırılacaktır.

Rızası olmadığı halde gebe bir kadının çocuğunu düşürten ya da gebeliğini sonlandıran yetkili hekim dışındaki kişiler için öngörülen ceza daha da ağırdır. Yetkisiz olmayan hekim de diğer kişiler gibi cezalandırılacaktır. Rızası olmaksızın bir kadının çocuğunu düşürtme eylemi kadının beden veya ruh sağlığı bakımından bir zarara uğramasına neden olmuşsa, kişi altı yıldan oniki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmakta; fiilin kadının ölümüne neden olması halinde, onbeş yıldan yirmi yıla kadar hapis cezasına hükmolunmaktadır.

1.3. Kadının Kendi Çocuğunu Düşürmesi

Türk Ceza Kanununda bir kadının kendi çocuğunu düşürmesi de suç olarak tanımlanmıştır (m.100). Bunun için gebelik süresinin on haftadan fazla olması gerekmektedir. Gebelik süresi on haftadan az gebeliklerde kadının isteyerek dahi olsa çocuğunu düşürmesi suç olarak kabul edilmemiştir. Ayrıca gebelik süresi on haftadan daha fazla ise kadının, çocuğunu istemeden düşürmesinin yine suç teşkil etmeyeceğini yeri gelmişken ifade etmemiz gerekiyor.

Gebe kadının kendi çocuğunu düşürmesi suçunun takibi şikayete bağlı değildir. Örneğin biyolojik veya hukuki baba şikayeti olmasa bile bu suç resen soruşturulacaktır. Ayrıca bu suç teşebbüse de elverişlidir. Bir diğer ifade ile netice gerçekleşmemiş olsa da bir kadının on haftadan fazla gebeliğini kendi kendine sonlandırmaya teşebbüs etme eylemi de suç olarak kabul edilmelidir. Çocuk düşürme suçu kamu adına soruşturulması gereken bir suç olduğundan, öğrenilmesi halinde hem özel hem de kamuda çalışanı sağlık görevlilerince yetkili makamlara bildirilmelidir.

1.4. Gebeliğin Rıza İle Sonlandırılması

1.4.1. Genel Olarak

Gebe kadının rızasının varlığı halinde gebeliğin sonlandırılması diğer şartların da gerçekleşmesi koşuluyla suç sayılmamıştır. Bu şartlar gerçekleşmemişse tek başına gebeliğin sonlandırılması hukuka uygun sayılmamaktadır. Bu şartlar rızanın bulunması, gebelik süresinin on haftadan daha az olması ve bir hekim tarafından gerçekleştirilmiş olmasıdır.

1.4.2. Gebeliğin Sonlandırılmasında Rıza

1.4.2.1. Genel Olarak

Gebe bir kadının rızası olmadan çocuğunun düşürtülmesinin bağımsız bir suç teşkil ettiğini yukarıda ifade etmiştik. Rıza ise belli koşullarda eylemi suç olmaktan çıkarmaktadır. Ancak rızanın kim tarafından verileceği ve şekli de önemlidir. Kanunun yetkili saydığı kişi veya kişilerden alınmamış rıza, hukuka uygun bir rıza olmayacağı gibi yine kanunda öngörülen şekle uygun olmayan rıza da geçersizdir.

1.4.2.2. Fiil Ehliyeti Olan Bekar Kadın

Türk Medeni Kanununa göre, ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her ergin kişinin fiil ehliyetinin bulunduğu kabul edilmektedir. Ayırt etme gücü konumuz bağlamında gebeliğin sonlandırılmasının anlam ve mahiyetini kavrama gücüdür. Eğer kişi bunu kavrayabilecek durumda ise ayırt etme gücünün var olduğu kabul edilir. Ergin kişi ise kural olarak onsekiz yaşını doldurmuş kişidir. Ayrıca Kanunumuz onbeş yaşını doldurmuş kişilerin de kendisinin, velisinin rızası ve mahkemenin kararı ile ergin sayılabileceğini öngörmüştür. Mahkemece ergin kılınmış bir kişi onsekiz yaşından küçük olsa bile gebeliğin sonlandırılmasına izin vermeye yetkilidir. Bekar kadınların gebeliklerinin sonlandırılmasında biyolojik babanın izninin alınmasına gerek bulunmamaktadır.

1.4.2.3. Fiil Ehliyeti Olan Evli Kadın

Fiil ehliyeti olan evli kadınların gebeliğinin sonlandırılmasında hem kendisinin hem de hukuki babanın rızasının alınması zorunludur. Hukuki baba ile biyolojik baba ayrı kişiler olsa bile yine de rızası alınacak kişi hukuki babadır. Gebeliği sonlandıracak hekim biyolojik baba ile hukuki babanın ayrı kişiler olduğunu bilse bile yine de hukuki babanın rızasını alacaktır.

1.4.2.4. Velayet Altındaki Gebe Kadın

Medeni Kanunumuza göre ergin olmayan kişiler kural olarak ana ve babanın velayeti altındadır. Velayet altındaki bir gebe kadında gebeliğin sonlandırılması izni hem kadın hem de velisi tarafından verilir. Keza gebe kalan kadın artık gebeliğin sonlandırılmasının anlam ve mahiyetini kavrayacak kadar ayırtım yeteneğine sahiptir. Ancak akıl maluliyeti nedeni ile şuur serbestisine sahip olmayan gebe kadın hakkında gebeliğin sonlandırılması için kendi rızası aranmaz.

Evlenmek kişiyi ergin kılacağından onsekiz yaşını doldurmadığı halde evlenenler (Medeni Kanunumuza göre, onyedi yaşını doldurmuş erkek veya kadınlar evlenebilir. Yine hakim olağanüstü durumlarda ve pek önemli bir sebeple onaltı yaşını doldurmuş olan erkek veya kadının evlenmesine izin verebilir.) de ergin sayılmaktadır. Bu durumda olan kadınlarda gebelik sonlandırılırken ana ve babasının rızası aranmaz.

1.4.2.5. Vesayet Altındaki Gebe Kadın

Vesayet altında olan gebe kadınlarda da gebeliğin sonlandırılması özellik arz etmektedir. Bu tür durumlarda gebe kadının ayırtım yeteneği yoksa vasisi ile sulh hakiminin izni gerekir. Eğer kadının ayırtım yeteneği var ve ergin değilse kendisinin, vasisinin ve sulh hakiminin iznine gerek bulunmaktadır. Ancak vesayet altındaki gebe kadın ergin ve ayırtım yeteneğine sahipse gebeliğin sonlandırılmasına tek başına izin verebilecektir. Keza, bu durumdaki kişiler Medeni Hukukta sınırlı ehliyetsiz kişiler olarak kabul edilir ve sınırlı ehliyetsizler kişiye sıkı sıkıya bağlı haklarını kullanırken yasal temsilcisinin iznine muhtaç değillerdir. Gebeliğin sonlandırılması da kişiye sıkı sıkıya bağlı haklardan sayılmalıdır. Ancak Kanun, ayırtım yeteneği olan küçüklerde gebeliğin sonlandırılmasında velinin iznini aramaktadır. Oysa bu durumdaki kişiler de sınırlı ehliyetsiz sayılmaktadır. Kanun koyucu sosyal sebeplerle bu yönde kural tesis etmiştir.

1.4.2.6. Rızanın Şekli

Gebeliğin sonlandırılmasında rızanın biçimi kanunda gösterilmemiştir. Daha sonra Bakanlar Kurulunca çıkarılan Rahim Tahliyesi ve Sterilizasyon Hizmetlerinin Yürütülmesi ve Denetlenmesine İlişkin Tüzük’te bu sorun çözüme kavuşturulmuştur. Tüzüğün 13 üncü maddesine göre rahim tahliyesi izni yazılı olmalıdır. Bunun için bir izin belgesinin doldurulması gerekmektedir. İzin belgesinde gebenin adı soyadı kimlik bilgileri yazılmalıdır. Sonunda izin vermeye yetkili kişiler şu metni okuyarak imza altına almalıdır:

Müdahaleden önce, görevli doktorun tüm açıklamalarını dinledik. Rahim tahliyesine rıza ve iznimiz olmadan girişilemiyeceği, bu işlemin tıbbi sonuçları ve muhtemel komplikasyonları bize etraflıca anlatıldı. Bu konuda, sorumlulukların bize ait bulunduğu bilincinde olduğumuzu, hiçbir şiddet, tehdit, telkin ya da maddi ve manevi baskı altında olmaksızın rahim tahliyesini kabul ettiğimizi, gebeliğe son verme nedeniyle doğacak sonuçları gerek birbirimiz ve gerek doktor ve hastane aleyhine kullanmayacağımızı, sonucuna katlanacağımızı ve gebeliğe son verme işlemine rıza gösterdiğimizi beyan ederiz.

Evli kadınlarda hukuki baba hazırda bulunmuyorsa gebe kadının eşinin rızasının olduğu bir belgeyi doktora vermelidir. Doktorun bu belgenin sahteliğini araştırmasına gerek bulunmamaktadır. Tüzük burada kadına itimat ilkesini uygulamıştır. Ancak bu belgenin gerçekten eşi tarafından yazılarak imzalandığının gebe kadın tarafından ayrıca yazılı olarak bildirilmesi gerekmektedir. Her ne kadar tüzükte vasinin izin belgesinde de evli kadının eşi için uygulanan prosedürün aynısı öngörülmüş ise de bu sakıncalıdır. Zaten vesayet altındaki kadın ayırtım gücüne sahip ise vasinin iznine gerek bulunmamaktadır. Vasinin izni gebenin ayırtım yeteneğinin bulunmadığı durumlarda aranır. Böyle bir durumda izin belgesinin bir diğer kişi tarafından getirilmesi halinde bile buna itimat edilmesi sakıncalıdır. Bu sakıncalı durumun acilen düzeltilmesinde yarar bulunmaktadır.

1.4.3.1. On Haftadan Küçük Gebelikler

Gebelik on haftadan küçükse diğer şartlar da gerçekleşmişse gebeliğin sonlandırılması hukuka uygun sayılmaktadır. Gebelik süresinin on haftadan fazla olduğu iddiası bir soruşturma ya da yargılama konusu olmuş ise, gerçek sürenin ne olduğu bilirkişi marifetiyle belirlenmeye çalışılacaktır. Ancak bu oldukça güçtür. Ülkemizde yasadışı kürtaj olaylarında, hekim kayıtlarında gebelik süresi yasal sınırlar dahilinde gösterilmektedir. Bu sebeple kürtaj yapıldıktan sonra gerçek gebelik süresinin ortaya çıkarılması son derece güçtür.

Gebelik süresi on haftadan az olmasına rağmen kürtaj işlemi annenin sağlığı için tehlikeli ise gebeliğin sonlandırılması yasaktır (NPHK m.5). Böyle bir durumda anne ölürse hekimin kusurunun belirlenmesi önem kazanacaktır. Kanun annenin sağlığı açısından tıbbi sakıncadan söz etmektedir. Bu sakıncayı bilen hekim yine de kürtaj işlemini uygularsa kusurluluğunun bilinçli taksir ya da olası kast düzeyinde belirlenmesi gerekir.

1.4.3.2. On Haftadan Büyük Gebelikler

Gebelik süresinin on haftadan fazla olması durumunda, gebelik annenin hayatını tehdit ediyor veya doğacak çocuk ya da onun nesli için ağır sakatlığa sebep olacak ise kürtaja izin verilmektedir (NPHK m. 5).

Burada gebeliğin annenin sağlığı açısından değil hayatı açısından tehlikeli olması şart koşulmuştur. Gebeliğin devamının annenin sağlığı bakımından olumsuz etkileri olacak fakat bu annenin hayatı bakımından bir tehlike arz edecek düzeyde gerçekleşmeyecek ise yine kürtaja izin verilmemektedir. Ayrıca gebeliğin devamı doğacak çocuğun ve onun çocuklarının ağır derecede sakatlığına sebep olacak ise on haftadan fazla gebeliklerin sonlandırılması hukuka aykırı sayılmamıştır.

Bu koşullar oluşmamışsa on haftadan daha uzun süreli gebelikleri sonlandırmak suçtur. Bu işlemin yetkili hekim tarafından gerçekleştirilmesi fiilin suç niteliğini değiştirmez ancak yetkili hekim tarafından gerçekleştirilmemişse verilecek ceza iki kat arttırılmaktadır (TCK 99/II). Ayrıca on haftadan daha fazla süreli gebeliğin sonlandırılmasına rıza gösteren kadının fiili de suç olarak kabul edilmiştir (TCK 99/II).

1.4.4. Yetkili Hekim Tarafından Gerçekleştirilme

Kanunda yetkili olmayan kişilerin gebeliği sonlandırması bağımsız bir suç olarak tanımlanmıştır. Yetkili kişi deyiminden hekimleri anlamak gerekmektedir. Ancak hangi uzmanlık dallarına mensup hekimlerin bu yetkiyi haiz olduğu kanunda  gösterilmemiştir. Bu konu Rahim Tahliyesi ve Sterilizasyon Hizmetlerinin Yürütülmesi ve Denetlenmesine İlişkin Tüzük’te çözüme kavuşturulmuştur.Rahim Tahliyesi ve Sterilizasyon Hizmetlerinin Yürütülmesi ve Denetlenmesine İlişkin Tüzük’ün 4 üncü maddesine göre rahim tahliyesine kadın hastalıkları ve doğum uzmanı hekimler ile pratisyen hekimler yetkili kılınmıştır. Ancak ilgili hükme göre pratisyen hekimler sadece menstrüel regülasyon yöntemi ile rahim tahliyesi yapabileceklerdir.

1.4.5. Kadının Bir Suçun Mağduru Olarak Gebe Kalması

Türk Ceza Kanununa göre  kadının bir suçun mağduru olarak gebe kalması durumunda yirmi haftaya kadar gebeliğin sonlandırılması yasal sayılmıştır (TCK 99/son). Kadının mağduru olarak gebe kalabileceği suçlara  cinsel saldırı ve reşit olmayanla cinsel ilişki suçunu örnek verebiliriz. Kanun koyucu kadının daha ağır mağduriyetlere maruz kalmaması için böyle bir istisnai hüküm getirmiştir. Ancak bu durumda gebelik sadece uzman hekim (kadın hastalıkları ve doğum uzmanı) tarafından ve bir hastane ortamında sonlandırılmalıdır. Buna göre cinsel saldırı suçunun mağduru olan kadının on haftadan büyük gebelikleri tıp merkezlerinde de gerçekleştirilmez.

1.5. Tıbbi Zorunluluklar

Gebelik süresi on haftayı geçen kadınlarda, rahim tahliyesi yapmak yasaktır. Bu fiil Kanunda suç olarak tanımlanmıştır. Ancak bu durumdaki kadınlarda, Rahim Tahliyesi ve Sterilizasyon Hizmetlerinin Yürütülmesi ve Denetlenmesine İlişkin Tüzük’te gösterilen listede sayılan hastalıklardan birinin bulunması halinde rahim tahliyesi yapılabilir. Bu işlem sadece kadın hastalıkları ve doğum uzmanı tarafından gerçekleştirilir.

On haftanın üzerindeki gebeliklerde rahim tahliyesini gerektiren, kadının hayatını ya da hayati organlarından birini tehdit eden ya da çocuk için tehlikeli olan hastalıklar ve durumlar şunlardır:

A - Doğum ve Kadın Hastalıklarına Bağlı Nedenler

1)  Daha önceki major uterin harabiyet ve hasarları

a)  Sezeryan Ameliyatı

b)  Miyomektomi

c)  Uterus rüptürü

d)  Geniş perforasyon

e)  Geçirilmiş vajinal plastik operasyonlar

2)  Rekürren preeklampsieklampsi

3)  İzoimmünizasyon

4)  Mole hidatidiform

 

B - Ortopedik Nedenler

1) Osteogenezis imperfekta

2) Ağır kifoskolyoz

3) Doğumu güçleştiren osteomiyelit

4) Faaliyet halinde bütün mafsalları ilgilendiren osteoartiküller hastalıklar

 

C - Kan Hastalıklarına Bağlı Nedenler

1) Lösemi

2) Kronik anemiye neden olan hastalıklar

3) Lenfomalar

4) Pıhtılaşma defektleri

5) Hemolitik sarılıklar

6) Agranülositozis

7) Tromboembolik hastalıklar

8) Hemoglobinopatiler ve thalasemi sendromları (ağır klinik ve hematolojik bozukluğa neden olan)

9) Gamaglobulinopatiler

 

D - Kalb ve Dolaşım Sistemi Hastalıkları

1) Doğumu engelleyen konjenital ve akkiz kalb hastalıkları

2) Kalp yetmezliği, perikardit, miyokardit, miyokarad enfarktüsü aşikar koroner yetmezliği, arteriyel sistem anevrizmaları

3) Ağır tromboflebitler ve lenfatik sistem hastalıkları

4) Ağır bronşektaziler

5) Solunum fonksiyonunu bozan kronik akciğer hastalıkları

 

E - Böbrek Hastalıkları

1) Akut ve kronik böbrek hastalıkları

 

F - Göz Hastalıkları

1) Dekolman

2) Renal hipertansif ve diyabetik retinopatiler

 

G - Endokrin ve Metabolik Hastalıklar

1) Feokromositoma

2) Adrenal hiperfonksiyon ya da yetmezliği

3) Kontrol altına alınamayan hipotiroidi veya hipertiroidi

4) Pratiroid hiperfonksiyon ya da yetmezliği

5) Ağır hipofiz hastalıkları

 

H - Sindirim Sistemine Bağlı Nedenler

1) Gebeliğin devamını engelleyen sindirim organları hastalıkları

 

İ) İmmünolojik nedenler

1) İmmün yetmezliği hastalıkları

2) Kollajen doku hastalıkları

 

J - Bütün Malign Neoplastik Hastalıkları

 

K - Nörolojik Nedenler

1)  Grand mal epilepsi

2)  Multipl skleroz

3)  Muskuler distrofi

4)  Hemipleji ve parapleji

5)  Gebeliğin devamını engelleyen ağır nörolojik hastalıklar

 

L - Ruh Hastalıklarına Bağlı Nedenler

1)  Oligofreni

2)  Kronik şizofreni

3)  Psikoz manyak depresif (PMD)

4)  Paranoya

5)  Uyuşturucu bağımlılıkları ve kronik alkolizm

 

M - Enfeksiyon Hastalıkları

1)  Teratojen intra üterin enfeksiyonlar

a)  Kızamıkçık

b)  Toksoplazmozis

c)  Sitomegalovirus

d)  Herpes virus grubu hastalıklar

2)  Cüzzam

3)  Sıtma

4)  Frengi

5)  Brusella ve diğer ağır kronik enfeksiyonlar

 

N - Konjenital Nedenler

1)  Marphan sendromu

2)  Mesane ekstrofisi

3)  Down sendromu

4)  Sakat çocuk doğurma ihtimali yüksek diğer herediter hastalıklar

5)  Gonadlara zararlı röntgen ışını ve ilaç

6)  Teratogenik ilaçlar

7)  Nörofibromatozis

Bu hastalıklara bağlı olarak on haftadan daha uzun süreli gebeliğin sonlandırılması için hastalığın, kadın hastalıkları ve doğum uzmanıyla bu hastalığın ilişkin olduğu uzmanlık dalından bir hekimin birlikte hazırlayacakları raporla saptanması gerekir. Rapor kesin klinik ve laboratuvar bulgulara dayanmalı ve gerekçeli olmalıdır. On haftayı geçen gebeliklerde rahim tahliyesi sadece resmi veya özel hastanelerde yapılabilir. Tahliyeyi yapan hekim, bu raporu, işlemin sonucuyla birlikte en geç bir hafta içinde, illerde sağlık müdürlüklerine, ilçelerde sağlık grup başkanlıklarına göndermek zorundadır. Bu raporlar il sağlık müdürlüğünde toplanır.

Ayrıca kadının hayatını tehlikeye atan acil hallerde de gebelik süresine bakılmaksızın rahim tahliyesi yapılabilir. Her ne kadar Tüzükte bu işlemin de sadece kadın hastalıkları ve doğum uzmanınca yapılacağı belirtilmiş olsa da acil durumlarda her hekimin müdahale yetki ve sorumluluğunun bulunduğunu eklememiz gerekmektedir. Acil hallerde rahim tahliyesi, resmi yataklı tedavi kurumlarıyla özel hastanelerde yapılabilir. Ancak, kadının buralara taşınması olanaksızsa, tahliye, muayenehane, ev gibi hastanın bulunduğu yerlerde de yapılabilir. Acil durumlarda, gerekirse, veli, vasi veya sulh hakiminin izni aranmaz.

Hekim, müdahaleyi yapmadan önce, mümkün değilse, müdahaleden itibaren en geç 24 saat içinde, kadının kimliğini, yapılan müdahaleyle müdahaleyi gerektiren nedenleri ve sonucunu, illerde sağlık müdürlüklerine, ilçelerde sağlık grup başkanlıklarına yazılı olarak bildirmek zorundadır. Bu raporlar, il sağlık müdürlüklerinde toplanır.

Tüzüğe göre rahim tahliyesini gerektiren acil haller şunlardır:

a) Servikal internal os kapalı olsa bile, kadının yaşamını tehlikeye sokacak ölçüde vajinal kanamalar,

b) Servikal internal osun açık olduğu haller,

c) Uterustaki gebelik ürününün bir bölümünün düştüğü ve kanamanın devam ettiği haller ya da enfeksiyon tehlikesi.

1.6. Gebeliğin Yetkili Olmayan Kişilerce Gerçekleştirilmesi

Kanun koyucu gebeliğin sadece hekimler tarafında sonlandırılacağını öngörmüştür. Rahim Tahliyesi ve Sterilizasyon Hizmetlerinin Yürütülmesi ve Denetlenmesine İlişkin Tüzük’ün 4 üncü maddesine göre rahim tahliyesine kadın hastalıkları ve doğum uzmanı hekimler ile pratisyen hekimler yetkili kılınmıştır. Ancak ilgili hükme göre pratisyen hekimler sadece menstrüel regülasyon yöntemi ile rahim tahliyesi yapabileceklerdir. Ebelerin kürtaj uygulama yetkisi bulunmamaktadır.

Yetkili olmayan bir kişinin, rızası olsa bile, gebe bir kadının çocuğunu düşürtmesi halinde netice başarılı olsa bile bu işlemi gerçekleştiren kişi cezalandırılacaktır. Kadının rızası olmadan gebeliğin sonlandırılması ise bağımsız bir suç tipidir ve yukarıda açıklanmıştır. Gebelik süresi burada suçun oluşup oluşmamasıyla değil verilecek cezanın ağırlığıyla ilgilidir. Diğer bir anlatımla gebelik süresi on haftadan az ise daha az, fazla ise daha fazla ceza alacaklardır.

Ayrıca yetkili olmayan kişinin gebeliği sonlandırması ve bunun neticesinde kadın beden veya ruh sağlığı bakımından bir zarara uğramış ya da ölmüş ise bu fiilin yetkili hekim tarafından gerçekleştirilmesine nazaran daha bir cezaya maruz kalacaktır.

 

2. Sterilizasyon

2.1. Genel Olarak Sterilizasyon Uygulaması

Sterilizasyonun tanımı Nüfus Planlaması Hakkında Kanunda yapılmıştır. Buradaki tanıma göre, sterilizasyon, bir erkek veya kadının çocuk yapma kabiliyetinin cinsi ihtiyaçlarını tatmine mani olmadan izalesi için yapılan müdahaledir. Özetle sterilizasyonda kişinin cinsel haz fonksiyonlarına zarar vermeden üreme yeteneği ortadan kaldırılır. Tüzükte,  sterilizasyon ile kadınlarda tüp ligasyonu, erkeklerde vazektomi anlamında kullanılmaktadır.

Sterilizasyon ameliyatı, tıbbi sakınca olmaması koşuluyla ve ergin kişinin isteği üzerine yapılır. Ayırtım yeteneği olmayan kişilere sterilizasyon uygulanıp uygulanamayacağı Kanunda gösterilmemiştir. Bu konuda mahkeme kararının aranması gerekecektir. Evli kişilerde sterilizasyon için eşin rızası şarttır.

Rahim Tahliyesi ve Sterilizasyon Hizmetlerinin Yürütülmesi ve Denetlenmesine İlişkin Tüzük hükümlerine göre sterilizasyon için ilgili kişinin yazılı rızası aranır. Müdahaleden önce şu metnin ilgili kişi ve varsa eşine imzalatılması gerekmektedir.

Müdahaleden önce görevli doktorun tüm açıklamalarını dinledik. Sterilizasyon işlemine, rıza ve iznimiz olmadan girişilemiyeceği, bu işlemin tıbbi sonuçları ve muhtemel komplikasyonları bize etraflıca anlatıldı. Bu konuda, sorumlulukların bize ait bulunduğu bilincinde olduğumuzu, hiçbir şiddet, tehdit, telkin ya da maddi ve manevi baskı altında olmaksızın sterilizasyonu kabul ettiğimizi, doğacak sonuçları gerek birbirimiz ve gerek doktor ve hastane aleyhine kullanmayacağımızı, sonucuna katlanacağımızı ve sterilizasyon işlemine rıza gösterdiğimizi beyan ederiz.

Sterilizasyon uygulanacak kişinin hazır olmaması durumunda önceden verdiği yazılı belge de yeterlidir. Ancak bu belgenin eşine ait olduğunu sterilizasyon yaptıran kişi yazılı olarak beyan etmelidir.

Kadınlara sterilizasyon, kadın hastalıkları ve doğum ya da genel cerrahi uzmanlarınca yalnızca, resmi tedavi kurumlarıyla özel hastanelerde yapılabilir. Erkeklere ise üroloji, kadın hastalıkları ve doğum ya da genel cerrahi uzmanlarınca yapılması gerekir. Sağlık Bakanlığınca açılan eğitim merkezlerinde kurs görerek yeterlik belgesi almış pratisyen hekimler de erkeklere sterilizasyon işlemi yapabilir. Erkeklere sterilizasyon ameliyatını, uzman hekimler, mesleklerini uyguladıkları yerlerde, pratisyen hekimlerse, resmi tedavi kurumlarında yapabilir.

2.2. Kısırlaştırma Suçu

Kısırlaştırma suçu Türk Ceza Kanununda düzenlenmiştir. Kanunda kısırlaştırmanın biçimi gösterilmemiş genel olarak kısırlaştırma ifadesi kullanılmıştır. Bu bakımdan sadece tüp ligasyonu değil rahmin çıkarılması da kısırlaştırmadır. Kısırlaştırılan kişinin erkek veya kadın  olması suçun oluşmasında etkili değildir.

Fiil, kısırlaştırma işlemi yapma yetkisi olmayan bir kimse tarafından yapılırsa, temel suç için öngörülen ceza üçte bir oranında arttırılacaktır. Kısırlaştırmayı (sterilizasyon) uygulamaya yetkili kişiler yukarıda sayılmıştır. Yine rızaya dayalı olsa bile, kısırlaştırma fiilinin yetkili olmayan bir kişi tarafından işlenmesi de suç olarak kabul edilmiştir.

Bir ameliyatın seyri sırasında tıbbi zorunluluk nedeniyle bir hastalığın tedavisi için kastrasyonu gerektiren hallerde, kişinin rızasına bakılmaksızın kastrasyon işlemi uygulanması hukuka uygundur (NPHK m. 4/III)

 

3. Üremeye Yardımcı Yöntemler

3.1. Genel Olarak

Üremeye yardımcı tedavi uygulamaları, Sağlık Bakanlığının çıkardığı Üremeye Yardımcı Tedavi Uygulamaları ve Üremeye Yardımcı Tedavi Merkezleri Hakkında Yönetmelikte düzenlenmiştir. Yönetmelikte üremeye yardımcı tedavi (ÜYTE) yöntemleri, anne adayının yumurtası ile kocanın spermini çeşitli yöntemlerle döllenmeye daha elverişli hale getirerek, gerektiğinde vücut dışında döllenmesini sağlayıp, gametlerin veya embriyonun anne adayına transferini ifade eden ve modern tıpta bir tıbbi tedavi yöntemi olarak kabul edilen uygulamalar olarak tanımlanmıştır.

3.2. Merkezler

Genel olarak üremeye yardımcı tedavi yöntemleri uygulanan merkezler, kamu ve özel hastaneler bünyesinde Sağlık Bakanlığınca yapılacak planlama dahilinde açılabilmektedir. Merkezler; bünyesinde kadın hastalıkları ve doğum uzmanlık dalı ile erişkin ve yeni doğan yoğun bakımı bulunan hastanelerde bir ünite şeklinde açılabilmektedir. Bu ünite hastane hizmet binasının veya bina kompleksinin dışında ayrı bir yerde oluşturulamamakta ve hastane bünyesinde birden fazla merkez açılamamaktadır.

Merkez sahipliği veya üçüncü şahıslar tarafından; şube, irtibat bürosu ve benzeri isimler altında veya belirli merkez veya merkezlere hasta temini amacıyla bir yer açılması da yasaklanmıştır. Bu tür faaliyet gösteren yerler valiliklerce derhal kapatılarak bu yerlerden hasta kabul eden merkezlerin 30 gün süre ile yeni başvuru kabulü durdurulmaktadır.

3.3. ÜYTE Uygulaması

ÜYTE, yaptırmak üzere başvuran adayların evli çift olmaları ve Bilgilendirilmiş Muvafakat Formunu doldurarak işlem yaptırmaları gerekir. Hastanın merkeze başvurusu, yapılan tüm işlemler, saklanması gereken numuneler ve yapılan uygulamalara ilişkin bilgiler kayıt altına alınmakta, eşlerin fotoğrafları, kimlik fotokopileri ve evlilik cüzdanı fotokopisi dosyalanmaktadır.

Merkeze müracaat eden her hasta için bir hasta dosyası hazırlanır. Hasta dosyasında;

a) Hastanın merkeze müracaatı için sevk eden/rapor düzenleyen yetkili kurum ve kuruluş ile rapor düzenleyen ve/veya sevk eden hekim bilgileri, daha önce uygulanan tedaviler, merkezde yapılan tanı ve tedavi amaçlı tüm işlemlere ilişkin belgeler ve ayrıntılı anamnez kronolojik sıraya göre,

b) Müracaat eden çiftlerden erkekle ilgili spermiyogram veya spermiyogramın negatif olması durumunda testis doku biyopsisi sonucu ve bazal hormon değerleri gibi erkeğin üreme durumunu gösteren bilgiler yer alır.

ÜYTE uygulanacak eşlere sadece kendilerine ait üreme hücreleri uygulanır. Herhangi bir şekilde donör kullanılması, donör kullanılarak embriyo elde edilmesi, adaylardan alınan yumurta ve spermler ile elde edilen embriyoların başka adaylarda, aday olmayanlardan alınanlar da adaylarda kullanılması ve uygulanması yasaklanmıştır. Bu yasaklara aykırı olarak elde edilen gebeliklerin herhangi bir aşamada tespit edilmesi durumunda, merkez süresiz kapatılarak bu işlemi yapan kişilerin sertifikaları iptal edilir ve ilgili tüm çalışanların da süresiz olarak ÜYTE merkezlerinde çalışmalarına izin verilmemektedir.

Merkezlerde ÜYTE uygulamasında birden fazla embriyo transfer edilmemesi esastır. Ancak, 35 yaşa kadar birinci ve ikinci uygulamada tek embriyo, üçüncü ve sonraki uygulamalarda iki embriyo, 35 yaş ve üzerinde tüm uygulamalarda en fazla iki embriyo transfer edilebilir. Bu yasaklara aykırı hareket eden merkezlerin ilk tespitte 3 ay, ikinci tespitte 6 ay yeni başvuru kabulü durdurulur. Aykırılığın devam etmesi halinde merkezin ruhsatı/izin belgesi ve ÜYTE ünite sorumlusunun sertifikası iptal edilir.

Cinsiyetle ilgili ciddi bir kalıtsal hastalıktan kaçma hali hariç, doğacak çocuğun cinsiyetini belirleme amaçlı gonad ve/veya embriyo seçimi ve transferi yapılamaz. ÜYTE teknikleri kullanılarak oluşan çoğul gebeliklerde embriyonal ya da fetal redüksiyon yapılamaz. Ancak tıp fakültesi hastaneleri ve Bakanlığa bağlı eğitim hastanelerinden alınan durum bildirir heyet raporuna göre redüksiyon işlemi yapılabilir. Tıbbi endikasyonu belgelemeden redüksiyon yapan merkezlerin üç ay süre ile yeni başvuru kabulü durdurulur. Tekrarı halinde merkezin ruhsatı/izin belgesi iptal edilir.

3.4. Gonad Dokularının Saklanması

Tıbbi zorunluluk halleri dışında üreme hücreleri ve gonad dokularının saklanması yasaktır. Saklamanın caiz olduğu hallerde ise üreme hücreleri ve gonad dokuları, bu materyallerin güvenliği açısından verici adaya ait DNA analizi ile birlikte saklanır.

Adaylardan fazla embriyo elde edilmesi durumunda eşlerden her ikisinin rızası alınarak embriyolar dondurulmak suretiyle saklanır. Saklama süresinin bir yılı aşması halinde her yıl embriyonun saklanması için çiftler mutlaka başvuruda bulunarak taleplerinin devam ettiğini ifade eden imzalı dilekçelerini vermelidir. Eşlerin birlikte talebi, eşlerden birinin ölümü veya boşanmanın hükmen sabit olması halinde ya da belirlenen sürenin son bulduğunda saklanan embriyolar Sağlık Müdürlüğünde kurulacak komisyon tarafından tutanak altına alınarak imha edilir.

Üreme hücreleri ve gonad dokularının saklanmasını gerektiren tıbbi zorunluluk halleri şunlardır.

Erkeklerde;

1) Cerrahi yöntemlerle sperm elde edilmesi halinde,

2) Kemoterapi ve radyoterapi gibi gonad hücrelerine zarar veren tedaviler öncesinde,

3) Üreme fonksiyonlarının kaybedilmesine yol açacak olan ameliyatlar (testislerin alınması vb.) öncesinde,

4) Çok az sayıda sperm olması (kriptozoospermi) durumunda.

Kadınlarda;

1) Kemoterapi ve radyoterapi gibi gonad hücrelerine zarar veren tedaviler öncesinde,

2) Üreme fonksiyonlarının kaybedilmesine yol açacak olan ameliyatlar (yumurtalıkların alınması gibi operasyonlar) öncesinde.

 

4. Cinsiyet Değiştirme

4.1. Genel Olarak Cinsiyet Değiştirme

Cinsiyet, bir kişinin ayırt edici özelliği olarak ilgili kişinin kişisel durum sicilinde yazılması gereken kayıtlardan birisidir. Bu kayıtlar Nüfus Hizmetleri Kanunu hükümlerine göre aile kütüklerinde tutulmaktadır. Bir kişinin cinsiyetine ilişkin olarak aksi kanıtlanmadıkça bu kayıtlar geçerlidir. Aksi ise ancak mahkeme kararıyla kanıtlanabilir. Zaman zaman kişilerin cinsiyetine ilişkin bilgilerin yanlış kaydedildiği örnekler yaşanmaktadır. Bu tür durumlarda kütükteki yanlışlık mahkeme kararıyla düzeltilebilecektir. Ancak bazen bir kişi transseksüel yapıda olabilir. Bunun çeşitli biyolojik varyasyonları da olabilir. Bu durumdaki kişiler cinsiyet değişikliğinin ruh sağlığı açısından zorunlu olduğunu ve üreme yeteneğinden sürekli biçimde yoksun bulunduğunu sağlık kurulu raporu ile kanıtlarsa cinsiyet değiştirme ameliyatı olmasına izin verilebilir ve yeni cinsiyeti kişinin şahsi siciline katılacaktır. Bu konudaki düzenleme Türk Medeni Kanununun 40 ıncı maddesinde yer almaktadır.

4.2. Cinsiyet Değiştirmenin Şartları

4.2.1. Şahsın İstemesi

Cinsiyet değiştirme sadece kişinin isteği ile mümkündür. Bir başka kişinin ya da Devletin isteği ile cinsiyet değiştirilemez. Evli kişiler zaten cinsiyet değiştiremeyeceğinden kişinin eşinin isteği ile de cinsiyet değiştirilmez. Velinin ve vasinin isteği ile de cinsiyet değiştirilmesi mümkün değildir. Biyolojik durumu ne olursa olsun mahkemeler de resen bir kişinin cinsiyetinin değiştirilmesi yönünde karar veremez. Nüfus Hizmetleri Kanununa göre Cumhuriyet savcıları, nüfus kayıtlarına ilişkin düzeltme davası açabilmektedir. Ancak savcılar resen bir kişinin cinsiyetinin değiştirilmesi için dava açamaz. Ancak bir kişinin cinsiyeti yanlış yazılmış olabilir. Bu tür durumlarda ilgili kişi zaten biyolojik olarak bir cinsin bütün özelliklerini taşımaktadır. Ortada sadece bir yanlışlık bulunmaktadır. Bu tür durumlarda savcı bir yanlışlığın düzeltilmesi için dava açabilir. Bu bir cinsiyet değiştirilmesine izin verme davası değildir.

4.2.2. Mahkeme Kararı

Cinsiyet değiştirme ameliyatı ancak bir mahkemenin izninden sonra mümkündür. Mahkeme kişinin müracaatı üzerine diğer şartlar da gerçekleşmiş ise cinsiyet değiştirme operasyonu için gerekli izni verir. Burada mahkemenin bir takdir yetkisinin olup olmadığı sorusu akla gelebilir. Kanaatimizce, lüzumlu bütün şartları taşıyan kişilerde mahkemenin bu izni vermesi gerekir. Bu konuda asliye hukuk mahkemesi görevlidir. Burada mahkemenin sadece cinsiyet değiştirme ameliyatına izin verdiğine dikkat etmek gerekir. Mahkeme resen cinsiyetin değiştirilmesi yönünde hüküm kurmamaktadır. Ancak bu ameliyatı olduğunu resmi bir sağlık kurulu raporuyla belgeleyen kişi yeniden mahkemeye müracaat ederek cinsiyet değişikliğinin nüfus siciline kaydını isteyebilir.

4.2.3. Onsekiz Yaşını Doldurmuş Olmak

Cinsiyet değiştirmeye izni sadece onsekiz yaşını dolduranlara verilir. Onsekiz yaşından küçük erginlere de cinsiyet değiştirme izni verilmez. Örneğin bir kişi onyedi yaşında evlenmiş ise artık ergin sayılacaktır. Aynı kişi kısa bir süre sonra boşanmış olsa bile, henüz onsekiz yaşını doldurmadığı için cinsiyet değiştirme talebinde bulunamayacaktır. Özetle cinsiyet değiştirme ameliyatı olmak için onsekiz yaşını doldurmak zorunludur.

4.2.4. Evli Olmamak

Evli kişiler cinsiyet değiştiremez. Eşin rızası olsa bile kamu düzeninin korunması amacıyla evli kişilerin cinsiyet değiştirmesine izin verilmemektedir. Ülkemizde aynı cinsiyetten kişilerin evlenmesi yasaktır. Bu sebeple kanun koyucu böyle bir uygulamaya izin vermemektedir.

4.2.5. Sağlık Kurulu Raporu

Bir kişinin bekar ve onsekiz yaşını doldurmuş olması cinsiyet değiştirme için yeterli değildir. Gerçekten cinsiyet değiştirmeyi gerekli kılan ya da haklı gösteren biyolojik bir eğiliminin olması gerekir. Bunun için bir eğitim ve araştırma hastanesinden, transseksüel yapıda ve cinsiyet değişikliğinin ruh sağlığı açısından zorunlu olduğu ve üreme yeteneğinden sürekli biçimde yoksun bulunduğuna ilişkin bir sağlık kurulu raporu alması gerekmektedir.

4.2.6. Ameliyat

Mahkemece cinsiyet değiştirmesine izin verilen kişilerin cinsiyet değişikliğini nüfus siciline kaydedebilmeleri için mahkemenin izin verdiği amaca uygun olarak ameliyat olması gerekir. Bu ameliyatı olduğunu resmi hastanelere bağlı sağlık kurulu raporu ile belgeleyerek mahkemeye başvuran kişinin nüfus sicilinde cinsiyetinin değiştirilmesine karar verilecektir. Ameliyatın mutlaka resmi bir hastanede yapılmasına gerek bulunmamaktadır. Ancak ameliyatın yapıldığı bir resmi hastanenin sağlık kurulu raporuyla belgelenmelidir.

Cinsiyet değiştirme ameliyatı olan kişinin bunu mutlaka nüfus siciline tescil ettirmesine gerek bulunmamaktadır. Şahıs dilerse eski nüfus sicili ile birlikte de hayatını sürdürebilir. Ancak yeni cinsiyeti ile evlenmek isterse yeni şahsi halinin nüfus siciline tescili gerekir. Keza hukukumuzda aynı cinsten kişilerin evlenmeleri yasaktır.