Kamu sağlık çalışanlarına karşı doğrudan tazminat davası açılması mümkün mü?

Anayasanın 125 inci maddesinde “İdare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.” hükmü yer almaktadır. Bu çok önemli anayasal ilke ile kişiler, sadece yurttaşlar değil, idarenin hukuka aykırı eylem ve işlemleri karşısında korunmaktadır. Aksi takdirde bir devletin hukuk devleti olma iddiası boş bir söylemden öteye geçemezdi. Bu ilke ile idarenin hukuk dışına taşması önlenmeye çalışılmıştır. Kişileri idarenin hukuksuzluğu karşısında güvenceye almak ve bunu Anayasa düzeyinde tanıyarak bir anayasal hak biçimine kavuşturmak, yönetilenler açısından önemli bir fetihtir.

Anayasanın 125 inci maddesi ile idarenin sorumluluğunun genel çerçevesi çizilmiştir. Bu genel ilkeye göre idare, eylem ve işlemlerinden kaynaklanan zararları tazmin etme yükümlülüğü taşır. Ancak idare gerçekte, sadece soyut bir hukuki varlıktır. Somut hayatta idare adlı bir maddi varlık bulunmamaktadır. İdare, faaliyetlerini kamu görevlileri eliyle yürütür. İdarenin yürüttüğü faaliyet sebebi ile kişilere verdiği zarar da aslında idarenin bir görevlisinin davranışı neticesinde doğmuştur. Bu nedenle Anayasada, kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken ve görevlerini ifa ederken meydana gelen zararlara ilişkin özel bir düzenleme getirilmiştir.

Bu düzenleme Anayasanın 129 uncu maddesinde yer almaktadır. Bu düzenlemeye göre; “Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir.” Bu bakımdan ister devlet memuru ister başka bir statüde çalışan kamu görevlisi olsun, kamu çalışanı bütün sağlık görevlilerinin işledikleri kusurlardan dolayı açılacak tazminat davalarının öncelikle idare aleyhine açılması zorunludur.

Anayasadaki bu düzenleme ile bir yandan kamu görevlilerinin görevlerini yerine getirirken kendilerine karşı her an bir tazminat davası açılacağı korkusundan uzak kalması sağlanmakta; diğer yandan da kamu hizmeti alan kişilere (sağlık hizmetleri alanında hastalara, hasta yakınlarına) de zararlarını idare gibi ekonomik olarak daha güçlü bir muhataptan tahsil edebilme olanağı verilmektedir.

Anayasanın 129 uncu maddesindeki düzenlemeye paralel bir düzenleme 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda da yapılmıştır. Bu düzenleme Kanunun 13 üncü maddesinde yer almaktadır. Adı geçen maddeye göre; “Kişiler kamu hukukuna tabi görevlerle ilgili olarak uğradıkları zararlardan dolayı bu görevleri yerine getiren personel aleyhine değil, ilgili kurum aleyhine dava açarlar.”

Devlet Memurları Kanunundaki düzenleme Anayasanın 129 uncu maddesine çok benzemektedir. Ancak Devlet Memurları Kanunundaki düzenlemenin en dikkat çekici yanı personel sözcüğüdür. Kanun genel olarak memurların hak ve yükümlülüklerini düzenlerken bu maddede özel olarak devlet memuru deyimi değil personel ifadesi kullanılmıştır. Böylece sadece devlet memuru statüsünde çalışanlar değil bütün kamu görevlilerinin eylemlerine karşı açılacak tazminat davalarının önce ilgili kurum aleyhine açılması zorunludur. Bu hükme göre, sözleşmeli çalışan bir hekimin mesleğini icrasıyla ilgili davaların da öncelikle hekimin çalıştığı kuruma karşı açılması gerekir.

Anayasada ve Devlet Memurları Kanununda yer alan düzenlemelere karşın 2012 yılı başına dek uygulamada kimi durumlarda doğrudan kamu görevlilerine karşı idari yargı alanının dışında, adli yargıda, tazminat davası açılabilmesine olanak tanınmaktaydı. Diğer bir ifade ile adli yargı mercileri, doğrudan kamu görevlisine karşı açılmış tazminat davalarını görev yönünden reddetmeden karara bağlayabilmekteydi. Ancak hangi tür olaylarda adli yargı yerlerinde doğrudan personel karşı dava açılabileceği kesin kurallarla belirlenmemişti.

Bu noktada ikili bir ayrıma gidilmekteydi. Buna göre, eğer sağlık görevlisinin eylemi bir “görev kusuru” niteliğinde ise, personele karşı adli yargı yerinde dava açılamayacağından, önce idareye karşı idari yargı yerlerinde davanın açılması gerekiyordu. Kişisel kusur var ise dava ilgili personele karşı da açılabiliyordu. Burada görev kusuru ile kişisel kusurun ayrımı önem kazanmaktaydı.

Nelerin kişisel kusur sayılacağı noktasında ise uygulama ve teoride genel bir görüş birliğinin oluştuğu da söylenebilirdi. Buna göre ajanın (sağlık görevlisinin) kasıtlı eylemleri ile suç niteliğindeki davranışları kişisel kusur sayılmaktaydı. Ancak bunun için belli koşulların oluşması gerektiği kabul ediliyordu. Bu koşullar şunlardı:

a) Kamu (sağlık) görevlisinin kasıtlı eylemleri

Sağlık görevlisinin mesleğini icra ederken kin, düşmanlık gibi saiklerle hareket ederek kasten hastasına zarar vermesi durumunda hasta doğrudan sağlık görevlisine karşı tazminat davası açabiliyordu.

b) Kamu görevlisinin (hekimin) suç niteliğindeki davranışı

Kamu görevlisinin eyleminin aynı zamanda bir suç oluşturması durumunda da doğrudan kamu görevlisine karşı tazminat davası açılabileceği kabul edilmekteydi.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2012 yılında verdiği bir kararında bu çelişkili durumu düzeltmiştir. Hukuk Genel Kurulu 2012/25 karar sayılı bu kararında kamu görevlisinin eyleminin kasti, kötü niyetli ve hatta suç niteliğinde olması durumunda dahi idarenin sorumlu olduğunu ve davanın öncelikle idare aleyhine açılması gerektiğine karar vermiştir. Yine aynı kararda bugüne dek yerleşik uygulamada yapılan hizmet kusuru kişisel kusur ayrımının da yerinde olmadığı açıkça ifade edilmiştir.

Bu hükme rağmen yine de kamu sağlık görevlilerine karşı doğrudan tazminat davası açılabilmektedir. Ancak Yargıtay, bu davalarda, kamu görevlisi hakkında adli yargıda açılan tazminat davasında kast ve kusur aranmaksızın husumet nedeni ile davanın reddine karar verilmesi gerektiğine hükmetmektedir.